Bugun...


BERNA NAZİK KÖSEOĞLU

facebook-paylas
“Benim Çocuğum Benim Hayatım”
Tarih: 11-03-2019 14:41:00 Güncelleme: 11-03-2019 14:41:00


Engin Geçtan’ın kitabını tekrar okudum ölümünün birinci yıldönümünde. Her geçen zaman diliminde bambaşka bir bakış açısıyla aynı kitabı okuyabildiğimi görmek oldukça ilginç oldu. Son zamanlarda gördüğüm kadarıyla pek çok öğrencimin sorunu, ailelerinin kendilerinin tercihlerine, isteklerine anlayış göstermemesi hatta dinlemeye bile tenezzül etmemesiydi. Gençler bu durumu sık sık yaşıyorlar ve maalesef bu çatışma onların hayatlarını şekillendiriyor. Bu ergenlerin ailesiyle ile yaşayabildiği çatışmalardan biraz daha farklı biraz daha derin bir boyutta. O gençlerin kendilerini ifade etmek hatta seslerini duyurmak  adına nasıl bir savaş verdiğini görünce kitaptaki bir bölüm daha anlamlı hale geldi.

Kitapta aile- çocuk ilişkileri üzerine olan bölümü özet cümlelerimle aktarmam gerekirse, aile çocuğu kendi uzantısı, kendi organı gibi gördüğü müddetçe, tek başına nefes alma izni vermeyecek, bakış açılarına saygı göstermeyecektir. Anne veya babalar kendisinden bir tane daha oluşturmaya uğraşırlar, yeni bir birey yaratmaya değil diyordu. İşte bu nedenle hayata bakış açıları, inançları, doğrularının aynı olması gerektiğini düşünürler ve farklı seslere tahammül yoktur.

İşte bu tahammülsüzlük özellikle ergenlik döneminin sorgulayan bakış açısıyla genci derin üzüntülere sevk eder. İsyanlarının temel noktası kabul edilmek, saygı görmektir. Anne babasının gittiği yoldan gitmek istemez, başkasının ayak izine basarak yürümeyi değil kendi ayak izlerini görmeyi ister. Aslında varılacak nokta aynı olur çoğu zaman. Ama genç kendisi yürüdüğü ve başardığı için iç çatışmaları daha az yaşar. Ama aynı yoldan başkalarının ayak izlerine basarak yürümesi beklenilen gençler ise yoğun iç çatışmalar, iletişim kopuklukları ile yürür ve aynı noktaya gelse bile aklı hep gidemediği noktalarda olur.

Demem o ki, anne babalar çocuklarını yetiştirmek, hayata hazırlamak, öğretmek, bilinçlendirmek zorundadır. Eğer bunları kişisel alanlara saygı duyarak yaparlarsa hem daha güçlü bir iletişimleri olur hem de çocuklarına çok büyük bir kazanım verirler.

Ama çocuğun da bir birey olduğunu unutarak kendi hayatını, isteklerini, inançlarını doğrudan çocuğuna dayatmaya çalışırsa, içte kalan nefretler, üzüntüler, hayaller kişilikte hasarlar bırakır ve bu diğer nesillere de böyle aktarılır.

Ailelerin kuralları, gelenekleri bozulmadan, delinmeden bireye saygı gösterileceği asla unutulmamalıdır. Engellendiğini düşünenler değil anlaşılmadığını düşünen pek çok birey bugün ruh sağlığı uzmanlarının kapısında sıra olmaktadır.Özellikle inançlar konusunda yapılan baskıların pek çok genci ailesinden uzaklaştırdığı akıldan çıkarılmamalıdır.

Dinlemek, saygı göstermek, beraber çözümler geliştirmeye çalışmak, çaba sarf etmektir doğru olan uzlaşılmasa bile. Sesine kulak verildiğini düşünen gençler daha üretken, daha mutlu ve daha huzurlu bir birey olarak yetişkin hayatına hazırlanırlar.





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI