Bugun...


ÖMÜR ÇELİKDÖNMEZ

facebook-paylas
Plant theology and intelligence - Bitki teolojisi ve istihbarat
Tarih: 21-03-2021 15:55:00 Güncelleme: 21-03-2021 16:24:00


Bugün Pazar, çoğumuz için dinlenme fırsatı bulduğumuz bir süreç. O nedenle komplo teorileri yerine keyifle okuyabileceğiniz bir şeyler  yazdım. 

"Tanrı, "Yeryüzü bitkiler, tohum veren otlar ve türüne göre tohumu meyvesinde bulunan meyve ağaçları üretsin" diye buyurdu ve öyle oldu… 

Yeryüzü bitkiler, türüne göre tohum veren otlar ve tohumu meyvesinde bulunan meyve ağaçları yetiştirdi. Tanrı bunun iyi olduğunu gördü." Dünyanın önde gelen Asur bilimcilerinden ve dünya çapında tanınmış Sümer ve Sümer dili uzmanı, Samuel Noah Kramer (İsmail Nuh Karamer/Hazar Türkü); “Sümer Mitolojisi” isimli çalışmasında, “Bitki tanrıçası Uttu”dan söz eder. “Bitki tanrıçası UTTU”, günümüzdeki adlandırmayla “Dut ağacı”yla sembolize edilirdi. Nitekim Sümer Mitolojisi’nde “Uttu için hiçbir kutsal alan (?) doldurulmadığından (?), kutsal alan kurulmadığından, temenos yani tapınma alanı oluşturulmadığından hiç koyun yoktu, hiç kuzu üremiyordu” ifadeleri geçer.  Altay Türkleri’nin ‘Agaş Cestek’ şeklinde adlandırdığı ve evin ruhu olduğuna inandıkları Dut ağacı, Sümer mitolojisinde geçen “bitki tanrıçası Uttu”ya adanmıştı.  

Tbbi Aromatik Bitkilerin tarihçesi

Tıbbi ve aromatik bitkilerin tarihçesi, insanlık tarihi kadar eski.M.Ö. 5000-3000 arası yaşayan Sümerler ve Asurlular ve Hititler bu bitkileri kullanmışlardı. Tıpkı “Zeytin” adlandırmasının Samiler’le ilgisi olmadığı gibi ehlileştirilmesinin de Samiler’le (Yahudi-Arap) falan alakası yok. Türkçe’yi; batı dillerinden Almanca/Fransızca /İngilizce’den olduğu gibi Doğu dillerinden Farsça/Arapça’dan daha basit daha köksüz gösterme çabalarından kaynaklı küçümseme nedeniyle maalesef Sümerce gibi bir dilin, “önTürkçe” olduğu dikkate alınmadığından, Sümerce “zeytin” sözcüğü de Sami dil ailesine mâlediliyor. 

Dünyaya ilk yerleşen ADAM/ADEM Mesela Sami/Arap diline ait olduğu sanılan “Adem” sözü Ön-Türkçe’dir. Sümerce “adam” sözü “orunma" (yerleşme, oturma) demektir. Nitekim bazı dilbilimciler Arapça “Adem” kelimesinin, "iç düzey- iç katman" anlamlarını içeren Arabça" Edim" kelimesinden geldiğini belirtir. Sümerce "Adam" sözcüğü, Arapça’ya “Dünyaya ilk yerleşen” anlamına gelen “Adem” olarak geçmiştir. Sadece Adam/Adem mi? Arapça olduğu sanılan “nur” (ışık) sözcüğü dahi Sümerce ışık anlamına gelen ‘nurum’ sözünden mirastır. 

Yine Nuh Tufanı’nın anlatıldığı Hud sûresi 40. Âyet’te geçen, “Nihayet emrimiz geldiği ve tennur (tandır) tutuşup kaynadığı zaman dedik ki”  ifadesinde yer alan “Tennur" günümüz Türkiye’sinde kırsal kesimde halen kullanılan kapalı ocak, fırındır ve  dilimizde “tandır” olarak kullanılır. Hatta bugün kullandığımız ve kökenini bilmeyip başka dillerden aldığımızı sandığımız bir çok kelime, terim kavram bile Sümerce’den kalmadır.  Kimyon/ gamun, harup (keçi boynuzu ağacı)/harub sözlerinden kalmadır.Yol, geçit yada ot anlamlarına gelen “Harran” yer adlandırmasının Sümerce olması rastlantı mı?

İnsanlık tarihinde buğday, arpa ve bezelyeden sonra zeytin, evcilleştirilen 4. Kuşak bir üründür. Zeytin ağacını ilk kez evcilleştiren ve zeytin yeme ile zeytin yağı kullanma kültürünü yerleştirenler “ön-Türkler”dir. Sümerler, zeytin ağacına ve zeytine “zirdum” adını vermişler. Bu bitki adlandırmasının, Sümerler’in ardılı Akadlar’ın diline “serdu” olarak geçer. Zirdum’un serüveni burada bitmez. Akadça’da “Serdu” olur; 'zertum'  kelimesinin Hititçe zeytin karşılığı sözcük olması da Hititler’den önce Anadolu’da yaşayan Sümerlerin  etkisidir. Akadça’dan Aramice’ye geçtiğinde "zeyta"  olarak telaffuz edilir. Aramiler’den “Zeytin”i öğrenen Yahudiler, kendi dillerinde İbranice  “Zeyta” derler. Son durak Arapça olur ve Arapça’da ‘zaytūn’a dönüşür. Arapça "zayt"  "yağ" demek. Sümerce ön Türkçe olan “zirdum”, günümüz Türk diline de “zeytin” olarak geri döner. Nereden nereye ve nasıl? Gılgamış / Gilgameş Destanı’nın esas kişisi, tabletlerin aktardığına göre yöneticisi olduğu kentin bol yağ sahibi olduğunu ve kendisinin de vücuduna yağ sürdüğünden söz eder. 

Ne sürüyordu acaba? Tabii ki “Zir-dum" yani “Zey-tun" yani “Zey-tin". Zir/zer/zey sözcüklerin ortak noktası, hayat/can/ruh/doğum/ başlangıç gibi anlamlar içerir. Türkçe -dum- sulu şeyler manasındadır. proTürkçe’nin bir alt ağzı olan Kürtçe’de -Tun- “acı meyve” demektir. Zir-dum / Zey-tun; acı meyve suyu veya acı meyve yağı gibi anlama sahip. Tarih boyunca tüm toplumlar tarafından bu ağaç sayılmış, sevilmiş, hayran olunmuş ve kutsanmıştır. Eski uygarlık yazılarında, efsanelerde, kutsal metinlerde geçen bahislerin yanı sıra Kuran'da 6 kez İncil ve Tevrat'ta 140 kez zeytin ağacına yer verilmiştir. 

Hititlerde Çiğdem kutsaldı...

Aşık Veysel'in Çiğdem şiiri ne güzeldir. "Çiğdem der ki ben elayım Yiğit başına belayım Hepisinden ben alayım Benden ala çiçek var mı"  Hititlerin inançlarının şekillenmesinde bulundukları coğrafi konum, iklim, bitki örtüsü, jeolojik özellikler de etkili olmuştur. Hititlilerin en önemli şenliklerden biri ilkbaharda kutlanan ve bir görüşe göre “çiğdem” anlamına gelen AN.TAH.ŠUMŠAR bayramıydı. “(Vaki oldu ki), babam Hatti ülkesi tanrıları ve Arinna’nın güneş tanrıçası için AN.TAH.SUM bitkisi ihdas etti. Adı geçen bu konu çok önemlidir. “İlk bahar olduğunda Hattuša’dan giderim. ve orada Arinna kentinde tanrılar için AN.TAH.ŠUM bitkisi bulunur.” Bayram ilkbaharda kutlanır ve 38 gün sürerdi. Bilinen, şenliğin I. Šuppiluliuma döneminde kutlanmaya başladığıdır ve kökeni M.Ö 15. yüzyıla kadar dayandırmak mümkündür. En önemli dağ tapınağı Orta Anadolu da bulunur: Kaštama’da yağmurun taşıyıcısı Hava Tanrısı değil Dağ Tanrısı Zalinu’dur. Zippalanda tapınağının ortasında Hava Tanrısı ve Dağ Tanrısı Taha/Daha durur; Dağ Tanrısı Puškurunuwa (Piškurunuwa)’ya Zippalanda, Haita ve Katapa bölgelerinde tapıyorlardı.  Ayrıca Dağ tanrıları hava tanrısı, boğa ve bitki tanrısı ile bağlantılıdır. “Güçlü delikanlı” olarak kendi mitosuna sahip Telipinu’nun da aralarında bulunduğu bir dizi bitki tanrısı, bitkisel üretkenlik güçlerinin somutlaşmış hali olan İştar, Akşam yıldızı olarak insan, hayvan ve bitki dünyasında üretkenlikten sorumlu, cinsel canlılığın hetero-agressif tanrıçasıdır.

Dinsel metinlerde yasak meyve…

Bitki üzerinden insanın sınanması ve havvasına (heva) yani nefsine yenik düşmesi konusu kutsal metinlerde ayrıntılı şekilde yer alır. Yasak meyva /nebat, dini kabullere göre insanın atası kabul edilen Adem ve Havva'nın cennetten yeryüzüne sürülmesine neden olan bir tür dionizyak yani duygulu, coşkulu, kendinden geçmelerini sağlamış bir özelliğe sahiptir. Müfessirlere göre kuşkusuz Âdem ve Havvâ’nın cennette saf ve günahsız olmaları iradeye dayanmadığı için -kötü bir durum sayılmasa bile- ahlâkî bir değer de ifade etmiyor, sadece içgüdüsel bir karakter taşıyordu. Ancak öyle anlaşılıyor ki, “...şu ağaca yaklaşmayın ...” şeklindeki yasaklamayla birlikte yasağa uyup uymama hususunda kendilerine irade ve tercih yeteneği de verilmiş; böylece insanlığın atası ve annesi, yasaklanmış ağaçtan yeme olayında içgüdüsel davranmaktan bilinçli ve iradeli davranma aşamasına geçmişler; kötülüklerinin farkına vararak af dilemişler ve bağışlanmışlardır. Adem ve Havva'nın cennetten kovulmalarına neden olan nebat /bitki için “Elma” diyenler, “buğday” diyenler olmuş. Başka bitki ve ağaçlara benzetenler de var. Tevrat’a göre kır hayvanlarının en hilekârı olan yılan, Aden’deki bahçede (cennet) yaşamakta olan Havva’ya yaklaşmış. "Allah bilir ki ondan yediğiniz gün, o vakit gözleriniz açılacak, iyiyi ve kötüyü bilerek Allah gibi olacaksınız." diyerek, onu yasak ağacın meyvesinden yemeğe ikna etmiş, daha sonra Havva, yasak meyveden Âdem’e de yedirmiştir. (Tekvin, 3/1-6) Ahmed b. Hanbel’in Kitâbü’z-Zühd’ünde, Yasak ağacın adı da “ed-Dea” imiş. İmam Hanbel Hazretleri'nin Şuayb el-Cübbâî'den yaptığı rivayet şöyle: “Al­lah Teâlâ'nın Âdem (as) ile eşi Havva'ya (r.a.) yaklaşmalarını men ettiği ağaç, buğdaya benzemekteydi, adı ise 'ed-dea’ idi. O vakit el­biseleri ise nurdandı.”

Vaftizci Yahyanın babası Zekeriya peygamber hangi ağacın kovuğuna sığındı? Abiya takımından olan (Luka: 1/5) ve Hz. Süleyman soyundan gelen Zekeriya, Süleyman mabedinin din adamı, Yahya (Yuhanna) el-Mamedan (Vaftizci Yahya)’nın babası ve Elisabet’in kocasıdır. İslâm kaynaklarına göre marangozluk yapıp elinin emeğiyle geçimini sağlardı. Kendisinin eceliyle öldüğü yanında, girdiği ağaç kovuğunda ağaçla birlikte biçildiği rivayeti vardır. Filistin Valisi Herodes, eylemlerini eleştiren Yahya’yı öldürmeye karar verdiği zaman, oğlunu kurtarmaya çalışan Zekeriya, kendisinin de ölüm fermanı çıkınca rivayet edildiğine göre; bir ağacın yanından geçmekte idi.

Ağaç dile gelerek: "Ey Allah'ın resûlü, bana gel!" der. Kaçıp bir ağacın kovuğuna sığındı. Valinin adamları onu, kovuğuna sığındığı ağaçla birlikte ikiye biçtiler. Zekeriyyâ’nın, kaçarken kendisine seslenen kovuğuna saklanmasını söyleyen ağaç türünün ne olduğuna dair farklı söylentiler var.  “Şemmat” (Şimşir) ağacı İncir ağacı ve zeytin ağacı. 

Buddha ve Bodhi, Meryem ve Hurma…

Bodhi ağacı, Hindistan'ın Bihar Eyaletindeki Rivayete göre; Siddhartha Gautama’nın bir incir ağacının altında uyanışı (Sanskritçe: Buda’nın aydınlanması) yaşamış ve böylece Buda (uyanmış) olmuştur. Mahabodhi Tapınağı yakınlarında bulunan kutsal hintinciri (Ficus religiosa) türüne ait bir ağaçtır. Gautama Buddha bu ağacın altında tam ve aşılamaz aydınlanmaya ulaştığı için, Bodhi, yani bilgelik ağacı olarak adlandırılmıştır. Hz. Meryem hurma ağacının altında ilâhî rahmete ve feyze muhatap olmuştu. Üzerindeki korku, mahzunluk gitmişti. Mevsim kış olmasına rağmen hurma ağacı meyvesini vermiş, daldaki hurmalar Hz. Meryem'in önüne dökülmüştü. Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Müslümanlarla yahudiler çarpışmadıkça kıyamet kopmayacaktır.”

Yahudilerin koruyucu ağacı garkad…

Yahudi taşın, ağacın arkasına saklanacak, bunun üzerine o taş, o ağaç yahudiyi kovalayan kimseye, ‘Ey müslüman! Arkamda bir yahudi var, gel onu öldür!’ diyecek. Yalnız garkad ağacı bir şey söylemeyecek; çünkü o yahudilerin ağaçlarındandır.”(Buhârî, Cihâd 94, Menâkıb 25; Müslim, Fiten 82) Garkad, Filistin taraflarında çokça yetişen dikenli bir ağaç türü, bir cins çalılıktır. Arabistan’ın başka bölgelerinde de yetişmektedir. Medine’deki Bakî‘ Mezarlığı (Cennetü’l-Bakî‘) vaktiyle garkad denilen çalılıkla kaplı idi.

Bitkilerin ruhu var mı? 

Bir Latin şairi, "Gül açar çünkü açar. Ne gözetir kendini ne görülmek arzular” dizeleri ile bitkilerin nedensizliğine ve umarsızlığına  vurgu yapar. Hindular ve bazı agnostik düşünce sistemleri bitkilerin de ruhu “var” diyor. Aristo ise bitkisel ruhu, ruhun alt basamağı olarak nitelendirir ve bitkilerin algılama yetisinin  olmadığını söyler. Oysa Aristo’nun duyguları olmadığını düşündüğü bitkiler, insanların duygu ve düşüncelerini hiçbir araca gerek duymaksızın algılayabiliyorlardı. Ona göre Bitkisel ruh beslenir, büyür ve neslini sürdürür. Hayvansal ruh, ruhun ikinci basamağını teşkil eder. Bu ruh, hayvanlar ve insanlarda müşterektir. Hayvansal ruh, bitkisel ruhtan farklı olarak algılama ve hareket etme kabiliyetine sahiptir. Bitki yalnızca beslenir, oysa hayvan ve insan hem beslenir hem de hareket etme becerisini gösterir, aynı zamanda çevredeki olayları algılayabilirler.

Bitkiler konuşur mu?

Yunus Emre, bitkileri nasıl konuşturdu? Kur'an-ı Kerim'de bazı bitkilerin ismi geçer. Arapça'da nebat-ât, bitki-ler anlamına gelir. İnsan da bir yönüyle nebati bir varlıktır. Zira; hastalığı sebebiyle komaya girmiş bir insana “bitkisel hayat yaşıyor” denilmesi bunu göstermez mi?  Kur'an-ı Kerim'de “Bitkilerin her birinde düşünen bir insan ve toplum için ibretler vardır.” (Şuara / 7-9) denilmektedir. 

Yine geleneksel tıb literatüründe, bitkilerin dile gelip Lokman Hekim'e hangi derde deva olduklarını söyledikleri anlatılır. Biliyorsunuz Fabl, insana ait bir özelliğin insan dışında bir varlığa verilmesi ile sonunda ders verme amacı güden, güldüren, düşündüren ve genellikle manzum öykülerdir.Bilim insanlarının daha yeni yeni bitkilerin haberleşme sistemini çözdükleri günümüzden neredeyse 800 yıl önce Yunus Emre'nin bitkilerin dilinden gönül çeşmesinden  çağlayan nefeslerine ne demeli? 

Sordum sarı çiçeğe Benzin neden sarıdır Çiçek eydür ey derviş Ahım dağlar eritir. Yine sordum çiçeğe Sizde ölüm var mıdır Çiçek eydür ey derviş Ölümsüz yer var mıdır? Yine sordum çiçeğe Kışın nerde olursuz Çiçek eydür ey derviş Kışın turab oluruz. Yine sordum çiçeğe Tamuya girer misiz Çiçek eydür ey derviş Ol münkirler yeridir. Yine sordum çiçeğe Uçmağa girer misiz Çiçek eydür ey derviş Uçmak adem şehridir. Yine sordum çiçeğe Gül sizin neniz olur Çiçek eydür ey derviş Gül Muhammed teridir. Yine sordum çiçeğe Ademi bilir misiz Çiçek eydür ey derviş Adem binde biridir. Yine sordum çiçeğe Kırklar'ı bilir misiz? Çiçek eydür ey derviş Kırklar Allah yaridir. Yine sordum çiçeğe Rengi nerden alırsız Çiçek eydür ey derviş Ay ile gün nurudur. Yine sordum çiçeğe Boynun neden eğridir? Çiçek eydür ey derviş Kalbim Hakk'a doğrudur. Yine sordum çiçeğe Anan atan var mıdır? Çiçek eydür ey derviş Bu ne aceb sorudur? Yine sordum çiçeğe Sen Kabe'yi gördün mü? Çiçek eydür ey derviş Kabe Allah evidir. Yine sordum çiçeğe Bahçene girsem n'ola? Çiçek eydür ey derviş Kokla beni geri dur. Yine sordum çiçeğe Sen Sırat'ı gördün mü? Çiçek eydür ey derviş Cümlenin ol yoludur. Yine sordum çiçeğe Gözün niçin yaşlıdır? Çiçek eydür ey derviş Bağırcığım başlıdır .Yine sordum çiçeğe Yunus'u bilir misin? Çiçek eydür ey derviş Yunus Kırklar yaridir. Yunus Emre, bitkilerin dilinden anlıyor, onları birbiri ile konuşturuyor onlar ile dertleşiyordu. Hatta yaban illerde/ellerde onların verdiği haberlere göre hareket ediyordu. 

Nitekim gönül imbiğinden süzülenler

bu iletişimin ispatı sayılmaz mı? 

“Sen ne söylersen söyle, söylediğin, karşındakinin anladığı kadardır!”  Bitkilerin görme, koklama, duyma, dokunma duyuları aracılığıyla neleri bildikleri merak konusu. Bitkilerin çeşitli kimyasallar sayesinde nasıl birbirleriyle “haberleştikleri”, aşağıyla yukarıyı nasıl ayırt ettikleri, dokunmaya nasıl tepki verdikleri, neleri “hatırladıkları” ve çevrelerinin nasıl “farkında oldukları” bilim insanları tarafından araştırılıyor. 

Böylece bitkilerin pek az bilinen dünyasının kapısını aralamak, bitkilerin haberleşme slsteminden faydalanmak mümkün olabilecek. Bu bir açıdan da insanın dünyaya onların “gözlerinden bakmasına” imkân tanıyor.

İstihbarat ve güvenlik sektöründe

bitkilerden yararlanılabilir mi?

Bitkileri güvenlik sistemine entegre etmek için ciddi bir çaba içindeki ülkelerden İngiltere, İsrail ve ABD, havaalanı gibi insanların toplu olarak bulundukları alanlarda, bitkilerin renk değişimi marifetiyle patlayıcıların ve kriminal şahısların tespiti üzerinde çalışıyor.

Ispanak deyip geçmeyin!..

Bilim insanları ıspanak bitkisini, "küçük" bir müdahale ile bomba dedektörüne dönüştürmeyi başardı. Yapraklarına, küçük tüpler yerleştirilmesi yoluyla, bitkinin kara mayınlarında bulunan nitro-aromaları toplayarak, sinyal olarak iletmesi sağlandı. Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nün ( MIT) makale olarak yayınladığı çalışmaya göre, ıspanak yaprakları tarafından toplanan bu veriler, kablosuz olarak akıllı cihazlara da aktarılabiliyor. Ispanak bitkisinin istenen sinyalleri verebilmesi için, yapraklarına nano partiküller ve karbon nanotüpler yerleştirildi. Sinyalleri okuyabilmek için ise yaprağa lazer tutarak, bu nanotüplerin, lazer ışığıyla tepkimeye girmesi sağlandı. Bir kızıl ötesi kamera aracılığıyla da hedef moleküllerin tepkimesi tespit edildi. Bu yöntemle, bitkileri istenildiği gibi herhangi bir şeyi belirlemesi için kullanabilirliği imkân dahilinde olabilecek. 

Bu deneysel araştırma sonuçları bitkilerin savunma sistemi olarak kullanılabileceğini ayrıca toplu alanlara yerleştirilerek 'terörist faaliyetler’e karşı da sensör işlevi görebileceğini ortaya koydu. Öğretim sonrası bitki, patlayıcı kimyasal maddelerin bulunduğu ortamlarda yeşil rengini kaybederek beyaza büründü ve patlayıcıyı tespit etti.  Böylece ayrıca bitkilerin öğrenime, dışarıdan bilgi yüklemeye de açık olduğu ortaya çıktı. Bu durum, oldukça önemli. Bilim insanları ıspanak bitkisinin istenen sinyalleri verebilmesi için, yapraklarına nano partiküller ve karbon nanotüpler yerleştirdi. Sinyalleri okuyabilmek için ise yaprağa lazer tutarak, bu nanotüplerin lazer ışığıyla tepkimeye girmesi sağlandı. Bir kızıl ötesi kamera aracılığıyla da hedef moleküllerin tepkimesi tespit edildi.

Evinizin bahçesinde, işyerinizde, odanızda,

parklarda, “casus bitki mesaisi” başladı?

Barınak işlevi gören evlerin, bahçelerin sessiz güzelleri olan bitkileri gerçekten tanıyor muyuz? Üzüntülü anlarınızda yanı başınızdaki ıtır çiçeğiniz de sizin gibi üzülür mü? Küstüm otu en hafif bir dokunmada ya da sallantıda yapraklarını kapatır. Sırçak veya Kadın tuzluğu çiçek dozu keselerini korumak için tehlikeyi sezdiği an taç yapraklarını kilitler. Bir süs bitkisi olan Maranta kendisi için uygun yere konulmadığı zaman yapraklarını aşağıya doğru sarkıtarak hoşnutsuzluğunu gösterir.

Bitkiler, zannettiğimiz gibi değil, onlar akıl -

ruh sahibi ve birbirleriyle haberleşiyorlar!..

Bitkilerin hava yoluyla haberleşmesinin mümkün olduğu daha önce ispatlanmış, Tahribata uğramış bir bitkinin emdiği kimyasalların komşu bitki tarafından tespit edildiği ortaya konmuştu. Yeraltında ise bitkiler mycorrhizae adlı mantarlardan oluşan bir ağ ile birbirine bağlı. Bitkiler arasında internet ağına benzer bir haberleşme sistemi var, birbirleriyle, hava yoluyla haberleşebiliyorlar, ayrıca, yeraltındaki mantar ağlarını da kullanarak yaprak bitlerinin istilasını birbirlerine haber verebiliyorlar. Birçok bitki, hem bu bitleri uzak tutan hem de onlarla beslenen yaban arılarını çeken kimyasal maddeler salgılama yoluyla bu bitlere karşı mücadele ediyor.

Dolayısıyla bitkiler bu davranışlarıyla akıl sahibi olduklarını, hatta strateji üretebildiklerini ortaya koyuyorlar. Pencerenizde bekleyen bir bitkiniz olduğu sürece sevinç ve kederinizi her an paylaşabilecek birine sahipsiniz demektir.  Çünkü kimilerinin “ot” diye  basitçe nitelendirdiği bitkiler hisseder, hatta bazen çok uzak mesafelerden bile bitkiler, insan düşüncelerine ve heyecanına uzak mesafelerden cevap verirler. Araştırmacılar bitkilerin karmaşık çevresel durumları denetlemek için en az 20 farklı duyusu olduğunu söylüyor. Örneğin, nem ölçme, yer çekimini fark etme ve elektromanyetik alanları tespit etme gibi ‘fazladan’ duyulara sahipler. Hatta elektrik ve biyolojik sinyalin yanı sıra titreşimle bile iletişim kurabiliyorlar. Bazı orkide türleri ise üreyebilmek için ihtiyaç duydukları arıların sevdiği kokuları yayarlar. Bazen de erkek arıyı çeken dişi bir arı halini andırırlar. 

Bitkiler aleminin yüzde 90’ı çift cinsiyet organlarına sahiptir. Ancak uzun süre geçtiği halde tozlaşma (böcek ve rüzgârla) gerçekleşmezse bu defa erkek uzantılar tepeciğe değerek tozlaşma oluşur. Güney Afrika’da, düşmanlarınca fark edilmemek için gümüş renkli taş halinde görünen gümüş deri bitkisi gibi olanlarda ve diğerlerinde, bir hücre bilincinin varlığı üzerinde durulmaktadır. Örneğin söğütlerden birine zararlı böcekler musallat olduğunda, bu ağaç, koku maddelerinin ifrazını arttırır, böylece diğer hemcinslerini ikaz eder. Birbirleriyle hızla haberleşmeleri sonucunda bütün söğütler koku mekanizmasıyla böceklerden korunurlar.

Yalan makinesine bağlanan bitkiler ne tür tepki verdi?

Kriminoloji uzmanı Backster 1966 yılı Haziranında “dracaena” adlı büyük yapraklı bir tropikal bitkiyi yalan makinesine bağladı ve inanılmaz olaylara tanık oldu. Bir insanın yalan makinesine gösterebileceği en güçlü tepki, yaşamının ya da mutluluğunun tehdit edildiği anda ortaya çıkar. Backster’ın da yola çıkış noktası bu oldu. Bitkiden benzer bir tepki alabileceğini umarak elektrodun bağlı olduğu yaprağı yakmayı kararlaştırdı.  Henüz kibriti almak için yerinden bile kalkmamıştı ki, aygıtın yazıcı ucu kağıdın üzerinde yukarı doğru bir çizgi çizmeye başladı. Bitki açıkça, kafasından geçenleri okumuştu ve “heyecanlanmıştı”. İnsanlardaki beş duyu, belki de bütün doğada ortak bir algılama yöntemini bastıran, onları sınırlayan bir etken olabilirdi. Nitekim öyle olduğu günümüzde daha belirgin. 

Bu yazdıklarım beyin jimnastiği falan değil. Lütfen o gözle okumayın. Bitkiler, günümüzde güvenlik ve istihbarat sektöründe en iyi gizlenebilen, iyi iş çıkaran, maliyeti düşük ama sağlam bilgi aktarıcı elemanlar. O nedenle sonradan görme birisi bürokraside bir makama  atandığında çılgınlar gibi tebrik amaçlı çiçek göndermek gafletine düşmeyin.  Eğer bakanlar kurulu değişirse “çiçek casuslar” için gün doğacak! Yeni bakan yeni bürokrat ve yüzlerce casus çiçek!

Nasıl ama? 





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARA
YUKARI